LOOKING BACK TO SUCEAVA: ROMANIANS AND TURKS IN TRAVELERS’ TALES (15TH-18TH CENTURIES)

Harieta MARECI-SABOL

ÖZ

Romanya tarihinin hemen hemen beş yüz yıllık dilimi bir şekilde Osmanlılar veya Osmanlı Tarihi ile sıkı bir ilişki içindedir. Osmanlı tarihçileri, Romanya ve Batı Avrupa tarihçileri geleneğinde olduğu gibi Osmanlı-Boğdan ilişkilerinden bir takım önemli hadiseleri vurgulama suretiyle bahsederler. Bu bahsedilen hadiselerin bir kısmı da 1388-1564 yılları arasında orta çağ Moldova’sının başkentliğini yapmış olan Suceava şehri ile ilgilidir. Bu makalede Suceava şehri ve kalesinin kroniklerde, askeri raporlarda veya seyahatnamelerdeki imajı üzerinde durulmaktadır. Sözü edilen bu kaynaklarda Moldova başkentindeki gerçekler, olaylar, barış dolu yıllar hakkında malumat bulunmaktadır. Kroniklerde şehrin kalesi, mimari yapısı, Osmanlılar tarafından alınmak istenmesi ve sonunda Moldovalılar tarafından teslim edilmesi gibi bilgiler de bulunmaktadır. Bunlara ek olarak kroniklerde değişik konulara ait parça parça bilgilere de rastlanılmaktadır. Bu bilgiler kaynaklarda rastladığımız diğer bilgileri tamamlaması ve yüz yıllar içerisinde oluşmuş Boğdan-Osmanlı ilişkilerini anlamamız açısından oldukça önemlidir.

ABSTRACT

Almost five centuries of Romanian history are tightly related to the Ottoman one or, at least, under the sign of the relationships with the Ottoman Empire. The importance of their research doesn’t need any pleading, since they represent a way of better understanding some realities which marked the whole medieval history. The Ottoman annalistic tradition, just like the Romanian and the Western European one, reflects the coordinates of the Moldavian-Ottoman relationships, insisting on certain crucial moments or events; between these there are those related to Suceava – capital of the medieval Moldavia between 1388 and 1564.

The present article examines the image of Suceava and of its citadel just as they appear in chronicles, in military reports, in traveling logs or in those belonging to military expeditions. We can read about facts and happenings in the Moldavian capital, war moments, with depredations and arsons, but also quiet, peaceful years – be it relative or temporary. There are, also, constant references of the chroniclers to the fortress, to its architecture and endowment, citadel craved by the Ottomans, protected and, eventlly, surrendered by Moldavians as a pacification price. There are accounts exposed in a more or less subjective or fragmentary manner, but which are constituted in useful sources to complete the framework in which the Moldavian-Ottoman relationships evolved, along centuries.

PDF Olarak İndir